30 Ocak 2016 Cumartesi

Sevgiliyi Arkadaşlarla Tanıştırma - 2 (15.01.2011)

   Çikolata popolu arkadaşım benim… Yılbaşı gecesinde evine davet ettiğinden daha önce bahsetmiştim. Fazlasıyla cana yakın ve arkadaşları için, gözü kara her şeyi yapabilecek kişilikte biridir. Kafasının ve ara sıra hareketlerinin gel-git’li ve eserekli halleri, onu tanımayanların -ilgi çekmeye çalışıyor işte- diye düşünmesine sebep olsa da; benim gözümde, onu şirin ve çılgın yapan çocuksu yanıdır… Beni de fazlasıyla güldürür.  Hala görüşüyoruz zaten. Belki bir gün onu da anlatırım… Yaşamını, geçmişini, acılarını, ortak paylaşımlarımızı, dostluğumuzu… Normal hayatta, kendisi için sık sık kullandığım ‘Çikopo’ lakabını burada da kullanacağım…
   
   Gene bir cumartesi gecesi, müdavimi olduğumuz gece kulübüne, gene Andre ile girip Çikopo’nun yanına gittim. Bahçe kısmında arkadaşları ile sohbet ediyordu. Derken yanımıza Yormi geldi. Biri ile tanıştım dedi. Bu onun için normal bir şeydi. Sürekli yeni birileriyle tanışır ve bizi de tanıştırırdı. Ama tanıştırdıklarını gruba dahil etmezdik genellikle. Yeni birini tanımak zaman alacağı gibi; bize uyum sağlayabilecek mi, anlaşabilecek miyiz düşüncesiyle temkinli davranır, mesafe koyardık. Ya aramızı bozarsa düşüncesiyle… Böyle çekirdek grup iyiydik. . “Eee, yani” dedik. “Aşık oldum. Çok tatlı” dedi. İşte bu garipti. Çikopo, Andre ve ben dönüp birbirimize baktık. Yormi gerçekten fırlama bir adamdı. Her hafta farklı biri ile takıldığının en yakın şahidi bizdik. Onu sizinle tanıştıracağım deyip mekanın içerisindeki kalabalığa daldı. Bir süre sonra sarışın renkli gözlü bir güzelle geldi. Tanıştık ve biraz sohbet ettik. Yurt dışından eğitim için ülkemize gelmiş. Yormi’nin aşık olmasıyla beraber grubumuza yeni biri daha katılmış oldu. Alice…
  
   Derken bara ‘Uzun’ ve Taram’da girdi. ‘Uzun’, Taram’ı bahçe girişinin orada bırakıp yanımıza geldi. Bir gün önce Andre ile tanışmıştı ama Çikopo ve Yormi’yi tanımıyordu. Tokalaştılar ve birbirlerinin hatırlarını sordular. Çikopo, “Artık bende sevgilimin yanına gideyim” deyip yanımızdan ayrıldı. Andre’de, dans etmek için içeri girdi. Masada Yormi, Alice ve ‘Uzun’la ikimiz kalmıştık. ‘Uzun’ arkamdan sarıldı ve çenesini omzuma yasladı. Bir süre öyle barın bahçe kısmındaki insanları izledik, sohbet ettik, güldük. Hani bazı anlar vardır ya, unutulamayacak kadar güzeldir; ama zamanın akışı içerisinde yaşanan acılarla o anı özelleştiren renklerin kaybolduğu, siyah-beyaz bir fotoğraf karesi halini alan; işte o anlardan biriydi…

   Bir süre sonra Yormi’nin arkadaşı Elza geldi yanımıza. Yanında yeni sevgilisi İlkay adında biriyle… İlkay, ‘Uzun’u baştan aşağı süzdü. Durumdan rahatsız olan ‘Uzun’, yanağımdan öpüp “Sonra gelirim” diyerek Taram’ın yanına gitti. Elza ve İlkay ile sohbet etmeye, kaynaşmaya başladık. Elza kendi halinde, kafası sürekli güzel olan, boy kompleksi olan biriydi. İlkay ise, onun aksine gereksiz hırsları olan, meraklı, biraz varoşumsu, ama eğlenceli biriydi. Bu yapısı bana o an çok farklı gelmişti. Komikti. Yormi kulağıma eğilip “Bunları da gruba katalım mı” diye sordu. “Olur tabi, eğlenceliler” dedim. Gelecekte başımıza geleceklerden, İlkay’ın bize verebileceği zararı öngöremeden vermiş olduğumuz bir karardı bu...

28 Ocak 2016 Perşembe

Sevgiliyi Arkadaşlarla Tanıştırma-1 (14.01.2011)

   Üniversite zamanında, internetten biri ile tanışmıştım. Birkaç gün o zamanın msn programında sohbet etmiştik ve daha tanımadan beni heyecanlandırmıştı. Keyif alıyordum onunla konuşmaktan… Fotoğrafını gördüğümde ise, bu heyecanım aşka dönüşmüştü. İnsan hayatında bir defa aşık olur derlerdi de inanmazdım. Meğer gerçekten de öyleymiş. Bu zamana kadar hissettiğim duyguların hepsi sevginin farklı bir çeşidi, o ise aşkmış… İzmirliydi ve iş için yurt dışına gidecekti. İkimizde tarif edemediğimiz bir enerjiyle birbirimize doğru çekiliyor, gün aşırı internette sohbet etmeden yapamıyorduk. Hiç buluşamadık. Göremedik birbirimizi. Bana en son attığı mail’de “Seni görürsem gidemem. Bir seçim yapmak zorundaydım. Yaptım! Kariyerim…” demiş ve gitmişti. Gittikten sonra bir süre daha chatleşmeye devam ettik. Zaman geçtikçe, internete girmeleri azaldı. Sonra da bir daha kendisinden haber alamadım…
   Belki bir gün uzun uzun onu da anlatırım. Hayatımda bana AŞK duygusunu yaşatan tek insanı…
   
   Uzun bir süre ulaşmaya çabaladım. Başarısız oldum, çok ağladım... Derken 2010 Mayıs ayında internette onu ararken, onunla yurt dışında aynı ülke ve şehirde yaşayan Andre ile tanıştım. O da yurtdışına giden bir İzmirli idi. Fakat o eğitim için gitmiş. Tanımaz herhalde derken, sohbet ede ede meğer tanıdığını öğrenmiştim. Nasıl bir manyaklıktı benimki. Ve ne güzel bir şans... Andre ile uzun bir süre tek konuştuğumuz konu AŞK oldu… “AŞK” koydum onun adını… Andre’de kabul etti. Bir süre sonra Andre tatillerini değerlendirip İstanbul'a yanıma geldi. Gel zaman git zaman çok iyi arkadaş olduk.
   
   Gene bir tatilini değerlendirmek için geldiği o hafta sonu, bizde kalması için ısrar ettim… Sevgilimle tanıştıracaktım onu… Hazırlandık, akşamüstü evden çıktık. Biraz yürüyüşün ardından, ‘Uzun’ ile sürekli buluştuğum o kafeye geçtik. ‘Uzun’da geldi. Korktuğumun aksine sohbetleri koyuldu, anlaştılar. Bir kaç saat sonra Taram’da gelince başka bir yerde bir şeyler yemek için kalktık ve bir restorana gittik. Oradan da kalkınca, Taram “Hadi parka gidiyoruz” dedi. Andre kulağıma eğilip, “Park mark diyor bunlar bizi doğramasınlar bir köşede” dedi. ”Yok yok bn daha öncede gittim, güzel bir yer” dedim…
   
   Parkta daha önce oturduğumuz banka kurulduk gene… Taram ayakta şebeklikler yapıyor, ara sıra da Andre’yi süzüyordu. Andre fısıldayarak “Bu bana saracak galiba” dedi. “Hadi gene boşta kalmadın, iyisin…” dedim güldüm geçtim. O anki ilgi odağım ‘Uzun’du… ‘Uzun’ ayağa kalktı, elimden tuttu ve “Gel benimle” dedi. Gideceğimiz yeri biliyordum. Gene çalı ve ağaçlıkların arası… “Eyvah” dedim içimden. “Bu sefer bu beni götürecek herhalde. Kaçış yok” diye düşündüm. Çalıların arasına girdik. Görünmez moddaydık. Arkamı döndürdü. Önce bir çırpıda üstümü çıkardı. Sonra pantolonumu ve iç çamaşırımı ayak bileklerime indirdi. Çalıların arasından Andre’yi görüyordum, ama gerek soğuk gerekse heyecandan sesim çıkmıyordu. Bir kaç saniye sonra sırtımda, ‘Uzun’un çıplak bedenini hissettim. Kollarıyla beni sardı ve göğsümün üzerinde ellerini kavuşturdu. Yukarıdan aşağı tüm bedenini benimkine birleştirmeye başladı. Artık o sıcak erkekliğini de arkamda hissediyordum. Alev alev yanıyordum. “İşte hep böyle olalım istiyorum” dedi kulağıma. Bir dürtüyle ayrıldım onun bedeninden. İç çamaşırım ve pantolonumu çektim. “Burda olmaz. Böyle olmaz” dedim ona dönüp. “Biliyorum güzellik. Sadece seni hissetmek istedim” dedi.
  
   Giyinip yanlarına geri döndük. Uzun ve Taram kendi aralarında sohbet ederken, Andre bana “Salla şunları da bir yerlere eğlenmeye gidelim” dedi. Canıma minnet, “İyi peki” dedim. Yeter ki eğlence olsun, durur muyum ben… “Geç oldu artık. Andre’de yol yorgunu” dedim. “Doğru diyorsun” falan derken, parktan çıktık kısa bir yürüyüşle minibüs yoluna geldik. Taram ve ‘Uzun’a “Hadi siz binin gidin, biz yürüyeceğiz” dedim. “E hani yol yorgunluğu” diye sordular. “İstanbul'u özlemiş, yürümek istedi” dedim. Garibim Andre’de arkamdan onaylıyor, başını sallıyor falan… Bu sefer de demesinler mi, “Hep beraber yürüyelim”. Andre arkamdan zıplayıp “Bizim konuşacaklarımız var” diyerek kurtardı beni. Hop, “Hadi bye bye… Kendinize iyi bakın” falan ite kaka minibüse bindirdik bunları. Biraz yürüyüp minibüs gözden kaybolunca, yallah ilk el ettiğimiz dolmuşa atladığımız gibi soluğu Taksim gecelerinde aldık… 

4 Ocak 2016 Pazartesi

Bu olmasaydı iyiydi!

   Günler peşi sıra geçerken, Taram’ın iş yoğunluğundan faydalanıp sevgilimle, hafta içleri baş başa kalabiliyordum. Bu süre içerisinde, ‘Uzun’u daha iyi tanıma fırsatım olmuştu. Özellikle ailesi hakkında konuştuğumuzda, temelden kaynaklı sorunların kişiliğini etkilemiş olabileceği kanısına varmıştım. Nitekim öyleydi de. Hep bir tedirgin ve sıkılgan bir tarafı vardı. Herhangi bir meşgalesinin olmamasının yanı sıra çalışmıyor oluşu da, onu fazlasıyla gergin biri haline getirmiş olmalıydı. Parasız oluşu, uzun bir süredir Taram’dan haraç alırcasına hayatını sürdürüyor oluşu; aslında onu içten içe rahatsız ediyordu.

   İzmit’te bir geçmişlerinin olduğundan, annesi ve babası boşandıktan sonra İstanbul’da annesi ve üniversiteye yeni giren kardeşi ile yaşadığından bahsetmişti. Annesi çok hırslı bir kadındı. İsmini öğrendikten sonra internet üzerinden yaptığım araştırmalarda, dernekler ve üye olduğu topluluklardaki girişimci ve aktif rollerini görmek beni açıkçası biraz da korkutmuştu. Tabii anne böyle olunca, büyük oğlundan da beklentisi çok oluyordu. ‘Uzun’un üzerindeki bu baskı, yanımdayken bile onu çevreleyen buluta girmeme engel olabiliyordu.
  
   Farklı ya da eğlenceli bir şeyler yapmıyorduk. Genellikle, gene aynı kafede buluşup zaman öldürüyorduk. Masa altında el ele tutuşmalarımız, ara ara birbirimize dalıp şapşal seyir hallerimiz devam ediyordu. Tabi bazı günler, Taram kuaförden çıktıktan sonra yanımıza geliyordu. O geldikten sonra muhabbetimiz komik haller alıyordu. Başlardaki sıkılgan ve sitemkar hallerim, ona alışmaya başladıktan sonra değişiklik göstermişti. Varlığından keyif almaya çalışıyordum. Sevgilim olan adamı bu kadar çok güldüren birinin, mutlaka güzel bir yanı olmalıydı.

   O hafta içerisinde baş başa olduğumuz saatlerde bir olay yaşamışız. Günlüğümde okuyunca zar zor hatırlayabildim. Olduğu gibi aktarıyorum:
12.01.2011
    Tüm akşamı beraber geçirdik. Fakat kafede otururken çok rahatsız olduğum bir şey yaşadık. İkinci kahvelerimizi almak için kasaya gittiğimde, görevli bayan alaycı bir tavırla siparişimi aldı. Siparişim hazırlanana kadar da, bir kaç adım geride kahveleri hazırlayan arkadaşıyla ara ara beni süzerek konuştular ve güldüler. Hakkımda konuştuklarını sezebiliyordum. Kendilerince dalga geçiyorlardı ama ne ile ilgili. Hazır olan kahveleri, “Buyurun. Afiyetler olsun” diye gene alaycı bir şekilde verdikten sonra masamıza döndüm. Sevgilim, “Orada ne oldu? Bunlar niye bize bakıyor” diye sordu. “Anlamadım bende” dedim. “Sen siparişi verdiğin andan itibaren garip bir halleri vardı zaten. Dur sen! Ben şimdi halledeceğim.” diyerek ayağa kalktı. Koluna yapıştım. “N’olur dur! Bir olay çıkarma. Birisi bizim yüzümüzden işinden olmasın. Pis günahı boynuna” dediysem de; beni dinlemeden içeriye girdi. Bayana bir kaç şey söyledikten sonra, içeriden takım elbiseli biri geldi. Yaklaşık on dakika kadar konuştular. Sonra sevgilim masaya döndü ve “Hallettim. Seninle alakalı bir durum yokmuş” dedi.

    Hala daha ne ve neden olduğunu bilmesem de, benimle alakalı olduğunu hissedebiliyordum. O günden sonra, bir daha o bayanı hiç görmemiştim. Büyük olasılıkla işten çıkarılmıştı. ‘Uzun’ o takım elbiseli adama ne demişti, olay nasıl gelişmişti bilmiyorum. Anlatmadı da… Fakat yaşanan bir yana; birini ekmeğinden, işinden etmiş olmanın verdiği huzursuzluğu hala daha yaşıyorum...