Çikolata popolu
arkadaşım benim… Yılbaşı gecesinde evine davet ettiğinden daha önce
bahsetmiştim. Fazlasıyla cana yakın ve arkadaşları için, gözü kara her şeyi
yapabilecek kişilikte biridir. Kafasının ve ara sıra hareketlerinin gel-git’li
ve eserekli halleri, onu tanımayanların -ilgi çekmeye çalışıyor işte- diye
düşünmesine sebep olsa da; benim gözümde, onu şirin ve çılgın yapan çocuksu
yanıdır… Beni de fazlasıyla güldürür.
Hala görüşüyoruz zaten. Belki bir gün onu da anlatırım… Yaşamını,
geçmişini, acılarını, ortak paylaşımlarımızı, dostluğumuzu… Normal hayatta, kendisi
için sık sık kullandığım ‘Çikopo’ lakabını burada da kullanacağım…
Gene bir cumartesi
gecesi, müdavimi olduğumuz gece kulübüne, gene Andre ile girip Çikopo’nun
yanına gittim. Bahçe kısmında arkadaşları ile sohbet ediyordu. Derken yanımıza
Yormi geldi. Biri ile tanıştım dedi. Bu onun için normal bir şeydi. Sürekli
yeni birileriyle tanışır ve bizi de tanıştırırdı. Ama tanıştırdıklarını gruba
dahil etmezdik genellikle. Yeni birini tanımak zaman alacağı gibi; bize uyum
sağlayabilecek mi, anlaşabilecek miyiz düşüncesiyle temkinli davranır, mesafe
koyardık. Ya aramızı bozarsa düşüncesiyle… Böyle çekirdek grup iyiydik. . “Eee,
yani” dedik. “Aşık oldum. Çok tatlı” dedi. İşte bu garipti. Çikopo, Andre ve
ben dönüp birbirimize baktık. Yormi gerçekten fırlama bir adamdı. Her hafta
farklı biri ile takıldığının en yakın şahidi bizdik. Onu sizinle tanıştıracağım
deyip mekanın içerisindeki kalabalığa daldı. Bir süre sonra sarışın renkli
gözlü bir güzelle geldi. Tanıştık ve biraz sohbet ettik. Yurt dışından eğitim
için ülkemize gelmiş. Yormi’nin aşık olmasıyla beraber grubumuza yeni biri daha
katılmış oldu. Alice…
Derken bara ‘Uzun’
ve Taram’da girdi. ‘Uzun’, Taram’ı bahçe girişinin orada bırakıp yanımıza
geldi. Bir gün önce Andre ile tanışmıştı ama Çikopo ve Yormi’yi tanımıyordu.
Tokalaştılar ve birbirlerinin hatırlarını sordular. Çikopo, “Artık bende sevgilimin
yanına gideyim” deyip yanımızdan ayrıldı. Andre’de, dans etmek için içeri
girdi. Masada Yormi, Alice ve ‘Uzun’la ikimiz kalmıştık. ‘Uzun’ arkamdan
sarıldı ve çenesini omzuma yasladı. Bir süre öyle barın bahçe kısmındaki
insanları izledik, sohbet ettik, güldük. Hani bazı anlar vardır ya,
unutulamayacak kadar güzeldir; ama zamanın akışı içerisinde yaşanan acılarla o
anı özelleştiren renklerin kaybolduğu, siyah-beyaz bir fotoğraf karesi halini
alan; işte o anlardan biriydi…
Bir süre sonra
Yormi’nin arkadaşı Elza geldi yanımıza. Yanında yeni sevgilisi İlkay adında
biriyle… İlkay, ‘Uzun’u baştan aşağı süzdü. Durumdan rahatsız olan ‘Uzun’,
yanağımdan öpüp “Sonra gelirim” diyerek Taram’ın yanına gitti. Elza ve İlkay
ile sohbet etmeye, kaynaşmaya başladık. Elza kendi halinde, kafası sürekli
güzel olan, boy kompleksi olan biriydi. İlkay ise, onun aksine gereksiz
hırsları olan, meraklı, biraz varoşumsu, ama eğlenceli biriydi. Bu yapısı bana
o an çok farklı gelmişti. Komikti. Yormi kulağıma eğilip “Bunları da gruba
katalım mı” diye sordu. “Olur tabi, eğlenceliler” dedim. Gelecekte başımıza
geleceklerden, İlkay’ın bize verebileceği zararı öngöremeden vermiş olduğumuz
bir karardı bu...
