28 Ocak 2016 Perşembe

Sevgiliyi Arkadaşlarla Tanıştırma-1 (14.01.2011)

   Üniversite zamanında, internetten biri ile tanışmıştım. Birkaç gün o zamanın msn programında sohbet etmiştik ve daha tanımadan beni heyecanlandırmıştı. Keyif alıyordum onunla konuşmaktan… Fotoğrafını gördüğümde ise, bu heyecanım aşka dönüşmüştü. İnsan hayatında bir defa aşık olur derlerdi de inanmazdım. Meğer gerçekten de öyleymiş. Bu zamana kadar hissettiğim duyguların hepsi sevginin farklı bir çeşidi, o ise aşkmış… İzmirliydi ve iş için yurt dışına gidecekti. İkimizde tarif edemediğimiz bir enerjiyle birbirimize doğru çekiliyor, gün aşırı internette sohbet etmeden yapamıyorduk. Hiç buluşamadık. Göremedik birbirimizi. Bana en son attığı mail’de “Seni görürsem gidemem. Bir seçim yapmak zorundaydım. Yaptım! Kariyerim…” demiş ve gitmişti. Gittikten sonra bir süre daha chatleşmeye devam ettik. Zaman geçtikçe, internete girmeleri azaldı. Sonra da bir daha kendisinden haber alamadım…
   Belki bir gün uzun uzun onu da anlatırım. Hayatımda bana AŞK duygusunu yaşatan tek insanı…
   
   Uzun bir süre ulaşmaya çabaladım. Başarısız oldum, çok ağladım... Derken 2010 Mayıs ayında internette onu ararken, onunla yurt dışında aynı ülke ve şehirde yaşayan Andre ile tanıştım. O da yurtdışına giden bir İzmirli idi. Fakat o eğitim için gitmiş. Tanımaz herhalde derken, sohbet ede ede meğer tanıdığını öğrenmiştim. Nasıl bir manyaklıktı benimki. Ve ne güzel bir şans... Andre ile uzun bir süre tek konuştuğumuz konu AŞK oldu… “AŞK” koydum onun adını… Andre’de kabul etti. Bir süre sonra Andre tatillerini değerlendirip İstanbul'a yanıma geldi. Gel zaman git zaman çok iyi arkadaş olduk.
   
   Gene bir tatilini değerlendirmek için geldiği o hafta sonu, bizde kalması için ısrar ettim… Sevgilimle tanıştıracaktım onu… Hazırlandık, akşamüstü evden çıktık. Biraz yürüyüşün ardından, ‘Uzun’ ile sürekli buluştuğum o kafeye geçtik. ‘Uzun’da geldi. Korktuğumun aksine sohbetleri koyuldu, anlaştılar. Bir kaç saat sonra Taram’da gelince başka bir yerde bir şeyler yemek için kalktık ve bir restorana gittik. Oradan da kalkınca, Taram “Hadi parka gidiyoruz” dedi. Andre kulağıma eğilip, “Park mark diyor bunlar bizi doğramasınlar bir köşede” dedi. ”Yok yok bn daha öncede gittim, güzel bir yer” dedim…
   
   Parkta daha önce oturduğumuz banka kurulduk gene… Taram ayakta şebeklikler yapıyor, ara sıra da Andre’yi süzüyordu. Andre fısıldayarak “Bu bana saracak galiba” dedi. “Hadi gene boşta kalmadın, iyisin…” dedim güldüm geçtim. O anki ilgi odağım ‘Uzun’du… ‘Uzun’ ayağa kalktı, elimden tuttu ve “Gel benimle” dedi. Gideceğimiz yeri biliyordum. Gene çalı ve ağaçlıkların arası… “Eyvah” dedim içimden. “Bu sefer bu beni götürecek herhalde. Kaçış yok” diye düşündüm. Çalıların arasına girdik. Görünmez moddaydık. Arkamı döndürdü. Önce bir çırpıda üstümü çıkardı. Sonra pantolonumu ve iç çamaşırımı ayak bileklerime indirdi. Çalıların arasından Andre’yi görüyordum, ama gerek soğuk gerekse heyecandan sesim çıkmıyordu. Bir kaç saniye sonra sırtımda, ‘Uzun’un çıplak bedenini hissettim. Kollarıyla beni sardı ve göğsümün üzerinde ellerini kavuşturdu. Yukarıdan aşağı tüm bedenini benimkine birleştirmeye başladı. Artık o sıcak erkekliğini de arkamda hissediyordum. Alev alev yanıyordum. “İşte hep böyle olalım istiyorum” dedi kulağıma. Bir dürtüyle ayrıldım onun bedeninden. İç çamaşırım ve pantolonumu çektim. “Burda olmaz. Böyle olmaz” dedim ona dönüp. “Biliyorum güzellik. Sadece seni hissetmek istedim” dedi.
  
   Giyinip yanlarına geri döndük. Uzun ve Taram kendi aralarında sohbet ederken, Andre bana “Salla şunları da bir yerlere eğlenmeye gidelim” dedi. Canıma minnet, “İyi peki” dedim. Yeter ki eğlence olsun, durur muyum ben… “Geç oldu artık. Andre’de yol yorgunu” dedim. “Doğru diyorsun” falan derken, parktan çıktık kısa bir yürüyüşle minibüs yoluna geldik. Taram ve ‘Uzun’a “Hadi siz binin gidin, biz yürüyeceğiz” dedim. “E hani yol yorgunluğu” diye sordular. “İstanbul'u özlemiş, yürümek istedi” dedim. Garibim Andre’de arkamdan onaylıyor, başını sallıyor falan… Bu sefer de demesinler mi, “Hep beraber yürüyelim”. Andre arkamdan zıplayıp “Bizim konuşacaklarımız var” diyerek kurtardı beni. Hop, “Hadi bye bye… Kendinize iyi bakın” falan ite kaka minibüse bindirdik bunları. Biraz yürüyüp minibüs gözden kaybolunca, yallah ilk el ettiğimiz dolmuşa atladığımız gibi soluğu Taksim gecelerinde aldık… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder