Üniversite
zamanında, internetten biri ile tanışmıştım. Birkaç gün o zamanın msn
programında sohbet etmiştik ve daha tanımadan beni heyecanlandırmıştı. Keyif
alıyordum onunla konuşmaktan… Fotoğrafını gördüğümde ise, bu heyecanım aşka
dönüşmüştü. İnsan hayatında bir defa aşık olur derlerdi de inanmazdım. Meğer
gerçekten de öyleymiş. Bu zamana kadar hissettiğim duyguların hepsi sevginin farklı
bir çeşidi, o ise aşkmış… İzmirliydi ve iş için yurt dışına gidecekti. İkimizde
tarif edemediğimiz bir enerjiyle birbirimize doğru çekiliyor, gün aşırı
internette sohbet etmeden yapamıyorduk. Hiç buluşamadık. Göremedik birbirimizi.
Bana en son attığı mail’de “Seni görürsem gidemem. Bir seçim yapmak
zorundaydım. Yaptım! Kariyerim…” demiş ve gitmişti. Gittikten sonra bir süre
daha chatleşmeye devam ettik. Zaman geçtikçe, internete girmeleri azaldı. Sonra
da bir daha kendisinden haber alamadım…
Belki bir gün uzun
uzun onu da anlatırım. Hayatımda bana AŞK duygusunu yaşatan tek insanı…
Uzun bir süre
ulaşmaya çabaladım. Başarısız oldum, çok ağladım... Derken 2010 Mayıs ayında
internette onu ararken, onunla yurt dışında aynı ülke ve şehirde yaşayan Andre
ile tanıştım. O da yurtdışına giden bir İzmirli idi. Fakat o eğitim için
gitmiş. Tanımaz herhalde derken, sohbet ede ede meğer tanıdığını öğrenmiştim. Nasıl bir manyaklıktı benimki. Ve ne güzel bir şans... Andre ile uzun bir
süre tek konuştuğumuz konu AŞK oldu… “AŞK” koydum onun adını… Andre’de kabul
etti. Bir süre sonra Andre tatillerini değerlendirip İstanbul'a yanıma geldi.
Gel zaman git zaman çok iyi arkadaş olduk.
Gene bir tatilini
değerlendirmek için geldiği o hafta sonu, bizde kalması için ısrar ettim…
Sevgilimle tanıştıracaktım onu… Hazırlandık, akşamüstü evden çıktık. Biraz
yürüyüşün ardından, ‘Uzun’ ile sürekli buluştuğum o kafeye geçtik. ‘Uzun’da
geldi. Korktuğumun aksine sohbetleri koyuldu, anlaştılar. Bir kaç saat sonra
Taram’da gelince başka bir yerde bir şeyler yemek için kalktık ve bir restorana
gittik. Oradan da kalkınca, Taram “Hadi parka gidiyoruz” dedi. Andre kulağıma
eğilip, “Park mark diyor bunlar bizi doğramasınlar bir köşede” dedi. ”Yok yok
bn daha öncede gittim, güzel bir yer” dedim…
Parkta daha önce
oturduğumuz banka kurulduk gene… Taram ayakta şebeklikler yapıyor, ara sıra da
Andre’yi süzüyordu. Andre fısıldayarak “Bu bana saracak galiba” dedi. “Hadi
gene boşta kalmadın, iyisin…” dedim güldüm geçtim. O anki ilgi odağım ‘Uzun’du…
‘Uzun’ ayağa kalktı, elimden tuttu ve “Gel benimle” dedi. Gideceğimiz yeri
biliyordum. Gene çalı ve ağaçlıkların arası… “Eyvah” dedim içimden. “Bu sefer
bu beni götürecek herhalde. Kaçış yok” diye düşündüm. Çalıların arasına girdik.
Görünmez moddaydık. Arkamı döndürdü. Önce bir çırpıda üstümü çıkardı. Sonra
pantolonumu ve iç çamaşırımı ayak bileklerime indirdi. Çalıların arasından
Andre’yi görüyordum, ama gerek soğuk gerekse heyecandan sesim çıkmıyordu. Bir
kaç saniye sonra sırtımda, ‘Uzun’un çıplak bedenini hissettim. Kollarıyla beni
sardı ve göğsümün üzerinde ellerini kavuşturdu. Yukarıdan aşağı tüm bedenini
benimkine birleştirmeye başladı. Artık o sıcak erkekliğini de arkamda
hissediyordum. Alev alev yanıyordum. “İşte hep böyle olalım istiyorum” dedi
kulağıma. Bir dürtüyle ayrıldım onun bedeninden. İç çamaşırım ve pantolonumu
çektim. “Burda olmaz. Böyle olmaz” dedim ona dönüp. “Biliyorum güzellik. Sadece
seni hissetmek istedim” dedi.
Giyinip yanlarına geri döndük. Uzun ve Taram kendi aralarında
sohbet ederken, Andre bana “Salla şunları da bir yerlere eğlenmeye gidelim”
dedi. Canıma minnet, “İyi peki” dedim. Yeter ki eğlence olsun, durur muyum ben…
“Geç oldu artık. Andre’de yol yorgunu” dedim. “Doğru diyorsun” falan derken,
parktan çıktık kısa bir yürüyüşle minibüs yoluna geldik. Taram ve ‘Uzun’a “Hadi
siz binin gidin, biz yürüyeceğiz” dedim. “E hani yol yorgunluğu” diye sordular.
“İstanbul'u özlemiş, yürümek istedi” dedim. Garibim Andre’de arkamdan
onaylıyor, başını sallıyor falan… Bu sefer de demesinler mi, “Hep beraber
yürüyelim”. Andre arkamdan zıplayıp “Bizim konuşacaklarımız var” diyerek
kurtardı beni. Hop, “Hadi bye bye… Kendinize iyi bakın” falan ite kaka minibüse
bindirdik bunları. Biraz yürüyüp minibüs gözden kaybolunca, yallah ilk el
ettiğimiz dolmuşa atladığımız gibi soluğu Taksim gecelerinde aldık…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder