4 Ocak 2016 Pazartesi

Bu olmasaydı iyiydi!

   Günler peşi sıra geçerken, Taram’ın iş yoğunluğundan faydalanıp sevgilimle, hafta içleri baş başa kalabiliyordum. Bu süre içerisinde, ‘Uzun’u daha iyi tanıma fırsatım olmuştu. Özellikle ailesi hakkında konuştuğumuzda, temelden kaynaklı sorunların kişiliğini etkilemiş olabileceği kanısına varmıştım. Nitekim öyleydi de. Hep bir tedirgin ve sıkılgan bir tarafı vardı. Herhangi bir meşgalesinin olmamasının yanı sıra çalışmıyor oluşu da, onu fazlasıyla gergin biri haline getirmiş olmalıydı. Parasız oluşu, uzun bir süredir Taram’dan haraç alırcasına hayatını sürdürüyor oluşu; aslında onu içten içe rahatsız ediyordu.

   İzmit’te bir geçmişlerinin olduğundan, annesi ve babası boşandıktan sonra İstanbul’da annesi ve üniversiteye yeni giren kardeşi ile yaşadığından bahsetmişti. Annesi çok hırslı bir kadındı. İsmini öğrendikten sonra internet üzerinden yaptığım araştırmalarda, dernekler ve üye olduğu topluluklardaki girişimci ve aktif rollerini görmek beni açıkçası biraz da korkutmuştu. Tabii anne böyle olunca, büyük oğlundan da beklentisi çok oluyordu. ‘Uzun’un üzerindeki bu baskı, yanımdayken bile onu çevreleyen buluta girmeme engel olabiliyordu.
  
   Farklı ya da eğlenceli bir şeyler yapmıyorduk. Genellikle, gene aynı kafede buluşup zaman öldürüyorduk. Masa altında el ele tutuşmalarımız, ara ara birbirimize dalıp şapşal seyir hallerimiz devam ediyordu. Tabi bazı günler, Taram kuaförden çıktıktan sonra yanımıza geliyordu. O geldikten sonra muhabbetimiz komik haller alıyordu. Başlardaki sıkılgan ve sitemkar hallerim, ona alışmaya başladıktan sonra değişiklik göstermişti. Varlığından keyif almaya çalışıyordum. Sevgilim olan adamı bu kadar çok güldüren birinin, mutlaka güzel bir yanı olmalıydı.

   O hafta içerisinde baş başa olduğumuz saatlerde bir olay yaşamışız. Günlüğümde okuyunca zar zor hatırlayabildim. Olduğu gibi aktarıyorum:
12.01.2011
    Tüm akşamı beraber geçirdik. Fakat kafede otururken çok rahatsız olduğum bir şey yaşadık. İkinci kahvelerimizi almak için kasaya gittiğimde, görevli bayan alaycı bir tavırla siparişimi aldı. Siparişim hazırlanana kadar da, bir kaç adım geride kahveleri hazırlayan arkadaşıyla ara ara beni süzerek konuştular ve güldüler. Hakkımda konuştuklarını sezebiliyordum. Kendilerince dalga geçiyorlardı ama ne ile ilgili. Hazır olan kahveleri, “Buyurun. Afiyetler olsun” diye gene alaycı bir şekilde verdikten sonra masamıza döndüm. Sevgilim, “Orada ne oldu? Bunlar niye bize bakıyor” diye sordu. “Anlamadım bende” dedim. “Sen siparişi verdiğin andan itibaren garip bir halleri vardı zaten. Dur sen! Ben şimdi halledeceğim.” diyerek ayağa kalktı. Koluna yapıştım. “N’olur dur! Bir olay çıkarma. Birisi bizim yüzümüzden işinden olmasın. Pis günahı boynuna” dediysem de; beni dinlemeden içeriye girdi. Bayana bir kaç şey söyledikten sonra, içeriden takım elbiseli biri geldi. Yaklaşık on dakika kadar konuştular. Sonra sevgilim masaya döndü ve “Hallettim. Seninle alakalı bir durum yokmuş” dedi.

    Hala daha ne ve neden olduğunu bilmesem de, benimle alakalı olduğunu hissedebiliyordum. O günden sonra, bir daha o bayanı hiç görmemiştim. Büyük olasılıkla işten çıkarılmıştı. ‘Uzun’ o takım elbiseli adama ne demişti, olay nasıl gelişmişti bilmiyorum. Anlatmadı da… Fakat yaşanan bir yana; birini ekmeğinden, işinden etmiş olmanın verdiği huzursuzluğu hala daha yaşıyorum...

2 yorum:

  1. Okurken yaşatan bir tarz olmuş. sanırım blog işi okuyucuları bilmem ama yazarları bir hayli arttırdı

    YanıtlaSil