18 Şubat 2016 Perşembe

Aşkta strateji mi? : Bana göre değilmiş...

   İnsanoğlu sevgiye açtır. Küçücük bir ilgiden, kendine milyonlarca anlam çıkarır, gözü kara kapılır gider. Erkeği kadını hiç fark etmez. Hepsi aynı… Duygusal anlamda biraz zayıfsa; karşısındaki psikolojik açıdan sağlıklı biri mi, uyum sağlıyor mu sağlamıyor mu bakmaz. Bir iki güzel söz duydu mu, kesilir ayakları yerden. Hele ki gençlik yılları… Ühüüüü! Birçoğumuz yaşamıştır. Kafanın gidik olduğu, kalbin doğru-yanlış, abuk-sabuk her şeye pır pır çarptığı yaşlarımız… Yanlışın, gizliliğin, olmaması gerekenin, beynimizin reddettiklerinin, aslında kişiliğimize ters gelenlerin merak uyandırdığı, körü körüne kapılıp gittiğimiz anlarımız hep bu yaşlarda yaşanmamış mıdır! Benimki de öyle bir histi. Gerçi o zamanlarda da biliyordum, şimdi de farkındayım. Ama merak işte… Derler ya; insanın başına ya meraktan, ya….
   
   Olayın yaşandığı gecenin sabahında, ‘Uzun’ aramış. Hemde birkaç kere… Tabi sabaha kadar uykusuz kalan ben, ancak öğleden sonra uyanıp geri dönebilmiştim. Telefonu açmasıyla, “Bugün seni görebilecek miyim güzellik?” diye sordu. “Bence bugünü ailenle geçirmelisin ki, onları dışarıda olup tedirgin etmeyesin” dedim. Israr etmedi, “Doğru söylüyorsun. Ama yarın tüm günü beraber geçirelim” dedi. “Peki, bakarız” dedim ve kapadım telefonu.
   
   Çarşamba günü sabahı, umarım beni aramaz düşüncesiyle güne gözümü açtıktan sonra yatağın içinde telefonu aradım. Telefona baktığımda çoktan iki mesaj attığını gördüm. Mesajların ilkinde, “Günaydın güzellik. Ben bugün güzelliğimi göreceğim için çok şanslıyım” yazıyordu. İkinci mesajda ise, cevap vermememden dolayı telaşlanmış olsa gerek: “Güzelliğim benden uzaklaşıyor mu? Neden beni cevapsız bırakıyor?” yazıyordu. Kalbimin onu düşündükçe çarptığını hissetmem nedeniyle, bunca yanlışı olan biri ile ilişkiye devam edip etmeme düşüncesini ertelemiştim ve delicesine onu görmek istiyordum. Merak ediyordum. Ayrıca, kimdi bu Ebru?

   Akşamüstü saatlerinde gene aynı kafede buluştuk. Bana sarılmaya kalktıştığı sırada “Bence önce konuşmamız gerekenler var” diyerek karşısına oturdum. “Ne dememi bekliyorsun” dedi. “Her şeyi baştan sona anlatmalısın” dedim. “Geçmişimizi geride bırakıp birlikte geleceğimize bakacağız diye düşündüm. Ama sende herkes gibi takıntılısın” diyerek asi bir havaya büründü bir anda. “Geçmişin ilişkimiz süresinde böyle etkiler bırakıyorsa, bence pek geçmişte kalmamıştır” dedim. Artık o saatten sonra gergin bir konuşma gerçekleşmeye başladı aramızda. “Madem öyle herşeyi bir bir anlatayım” diye başladı. “Lütfen, merak ediyorum” dedim. “Bir kaç ay önce başladı onunla ilişkimiz. Ama ilişki gibi değildi. 35-40’larında bir kadın Ebru. Seni öğrendikten sonra çıldırdı. Kapıma dayandı işte…” dedi. Bu benim için yeterli bir cevap değildi. “İki haftalık bir ilişkimiz var ve bu kadın daha yeni mi öğrendi?” diye sordum. “Yok, hayır! Ben ona söylemiştim” dedi. “Söyledin ama ilişkiyi sürdürdün onla öyle mi?” diye sordum. “Neyi merak ediyorsun. Seni aldattığımı, seninle görüşürken onunla yattığımı falan mı düşünüyorsun” dedi. Ahaaa… O an fark ettim ki, ben bu adamı delicesine kıskanıyorum…

   Dondum kaldım. O bıdır bıdır bir şeyler anlatırken, benim kafamdan tonlarca düşünce geçiyordu. Benimle çıkarken Ebru ile yatmış mıdır, ben bu adamı kıskanıyorum gerçekten, acaba sevmeye mi başladım, hemen beraber olmalıyız, yoksa gözü başkasına kayar vs vs… Bir ara kulağıma, “Onu hiç sevmedim, zaten cinsel ihtiyacımı karşıladığım biriydi” demesiyle düşüncelerden kopup masaya geri geldim ve “Olmaz!” diye bağırdım. Artık nasıl haykırdıysam, çevre masadakiler dönüp garip garip bana baktılar. “Ne olmaz canım. Ne oluyor sana?” dedi. Olmazdı, benimle birlikteyken bir başkasıyla olamazdı. “Bu böyle olmaz. Ben senin geçmişinle mi uğraşacağım. Kimdir bu Ebru? Nasıl bana huzursuzluk verebilir, Nasıl ilişkimizi bozabilir?” diyerek yükseldim. Beni sakinleştirmek için bir şeyler diyordu ama nafile… “Ne dengesiz, ne seviyesiz şeyler bunlar. Yok yani… Ben böyle şeylerle uğraşamam” dedim. Tepkiye gel! Sanırsın profesörüm de, böyle şeyler benim için zaman kaybı…

   “O benim geçmişimde kalmış biri. N’olur yapma böyle. Bir tek seni seviyorum ve ilişkimiz boyunca kimse de olmadı” dedi. O an bir strateji belirledim çocuk aklımla. Ben bunu bu olayla terslerim, bir de üstüne ayrılırım, köpek gibi peşimde koşar dedim kendi kendime… “Böyle belirsizliklerle yapamam ben. Zaten ilişki yaşamıyor, üç kanka takılıyor gibiyiz. Üzgünüm…” dedim ve kalkıp eve döndüm. Havama bak… Eve döndüm ki, ne arayan var ne soran… Al sana strateji… Başladı gözyaşı günleri… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder