İnsanoğlu sevgiye açtır. Küçücük bir ilgiden, kendine
milyonlarca anlam çıkarır, gözü kara kapılır gider. Erkeği kadını hiç fark
etmez. Hepsi aynı… Duygusal anlamda biraz zayıfsa; karşısındaki psikolojik
açıdan sağlıklı biri mi, uyum sağlıyor mu sağlamıyor mu bakmaz. Bir iki güzel
söz duydu mu, kesilir ayakları yerden. Hele ki gençlik yılları… Ühüüüü!
Birçoğumuz yaşamıştır. Kafanın gidik olduğu, kalbin doğru-yanlış, abuk-sabuk
her şeye pır pır çarptığı yaşlarımız… Yanlışın, gizliliğin, olmaması gerekenin,
beynimizin reddettiklerinin, aslında kişiliğimize ters gelenlerin merak
uyandırdığı, körü körüne kapılıp gittiğimiz anlarımız hep bu yaşlarda
yaşanmamış mıdır! Benimki de öyle bir histi. Gerçi o zamanlarda da biliyordum,
şimdi de farkındayım. Ama merak işte… Derler ya; insanın başına ya meraktan,
ya….
Olayın yaşandığı gecenin sabahında, ‘Uzun’ aramış. Hemde
birkaç kere… Tabi sabaha kadar uykusuz kalan ben, ancak öğleden sonra uyanıp
geri dönebilmiştim. Telefonu açmasıyla, “Bugün seni görebilecek miyim güzellik?”
diye sordu. “Bence bugünü ailenle geçirmelisin ki, onları dışarıda olup
tedirgin etmeyesin” dedim. Israr etmedi, “Doğru söylüyorsun. Ama yarın tüm günü
beraber geçirelim” dedi. “Peki, bakarız” dedim ve kapadım telefonu.
Çarşamba günü sabahı, umarım beni aramaz düşüncesiyle güne
gözümü açtıktan sonra yatağın içinde telefonu aradım. Telefona baktığımda
çoktan iki mesaj attığını gördüm. Mesajların ilkinde, “Günaydın güzellik. Ben
bugün güzelliğimi göreceğim için çok şanslıyım” yazıyordu. İkinci mesajda ise,
cevap vermememden dolayı telaşlanmış olsa gerek: “Güzelliğim benden uzaklaşıyor
mu? Neden beni cevapsız bırakıyor?” yazıyordu. Kalbimin onu düşündükçe
çarptığını hissetmem nedeniyle, bunca yanlışı olan biri ile ilişkiye devam edip
etmeme düşüncesini ertelemiştim ve delicesine onu görmek istiyordum. Merak
ediyordum. Ayrıca, kimdi bu Ebru?
Akşamüstü saatlerinde gene aynı kafede buluştuk. Bana
sarılmaya kalktıştığı sırada “Bence önce konuşmamız gerekenler var” diyerek
karşısına oturdum. “Ne dememi bekliyorsun” dedi. “Her şeyi baştan sona
anlatmalısın” dedim. “Geçmişimizi geride bırakıp birlikte geleceğimize
bakacağız diye düşündüm. Ama sende herkes gibi takıntılısın” diyerek asi bir
havaya büründü bir anda. “Geçmişin ilişkimiz süresinde böyle etkiler
bırakıyorsa, bence pek geçmişte kalmamıştır” dedim. Artık o saatten sonra
gergin bir konuşma gerçekleşmeye başladı aramızda. “Madem öyle herşeyi bir bir
anlatayım” diye başladı. “Lütfen, merak ediyorum” dedim. “Bir kaç ay önce
başladı onunla ilişkimiz. Ama ilişki gibi değildi. 35-40’larında bir kadın
Ebru. Seni öğrendikten sonra çıldırdı. Kapıma dayandı işte…” dedi. Bu benim
için yeterli bir cevap değildi. “İki haftalık bir ilişkimiz var ve bu kadın
daha yeni mi öğrendi?” diye sordum. “Yok, hayır! Ben ona söylemiştim” dedi.
“Söyledin ama ilişkiyi sürdürdün onla öyle mi?” diye sordum. “Neyi merak
ediyorsun. Seni aldattığımı, seninle görüşürken onunla yattığımı falan mı
düşünüyorsun” dedi. Ahaaa… O an fark ettim ki, ben bu adamı delicesine
kıskanıyorum…
Dondum kaldım. O bıdır bıdır bir şeyler anlatırken, benim
kafamdan tonlarca düşünce geçiyordu. Benimle çıkarken Ebru ile yatmış mıdır,
ben bu adamı kıskanıyorum gerçekten, acaba sevmeye mi başladım, hemen beraber
olmalıyız, yoksa gözü başkasına kayar vs vs… Bir ara kulağıma, “Onu hiç
sevmedim, zaten cinsel ihtiyacımı karşıladığım biriydi” demesiyle düşüncelerden
kopup masaya geri geldim ve “Olmaz!” diye bağırdım. Artık nasıl haykırdıysam,
çevre masadakiler dönüp garip garip bana baktılar. “Ne olmaz canım. Ne oluyor
sana?” dedi. Olmazdı, benimle birlikteyken bir başkasıyla olamazdı. “Bu böyle
olmaz. Ben senin geçmişinle mi uğraşacağım. Kimdir bu Ebru? Nasıl bana
huzursuzluk verebilir, Nasıl ilişkimizi bozabilir?” diyerek yükseldim. Beni
sakinleştirmek için bir şeyler diyordu ama nafile… “Ne dengesiz, ne seviyesiz
şeyler bunlar. Yok yani… Ben böyle şeylerle uğraşamam” dedim. Tepkiye gel! Sanırsın
profesörüm de, böyle şeyler benim için zaman kaybı…
“O benim geçmişimde kalmış biri. N’olur yapma böyle. Bir tek
seni seviyorum ve ilişkimiz boyunca kimse de olmadı” dedi. O an bir strateji
belirledim çocuk aklımla. Ben bunu bu olayla terslerim, bir de üstüne
ayrılırım, köpek gibi peşimde koşar dedim kendi kendime… “Böyle
belirsizliklerle yapamam ben. Zaten ilişki yaşamıyor, üç kanka takılıyor
gibiyiz. Üzgünüm…” dedim ve kalkıp eve döndüm. Havama bak… Eve döndüm ki, ne
arayan var ne soran… Al sana strateji… Başladı gözyaşı günleri…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder