11 Şubat 2016 Perşembe

Bir Ebru'muz Eksikti...

   Sabaha doğru yatağa yatınca, ancak öğlen kalkabildik tabi. Klasikleşen pazar sabahı, aile kahvaltısının ardından, yaşadığı ülkeye dönecek olan Andre’yi uğurladım. Akşamüstü saatlerinde de, ‘Uzun’ ile buluştum. Bu sefer daha öncekilerin aksine sahilde yürüyüş yaptık. Bir ara kayalıklarda oturup sohbet ettik. ‘Uzun’ bana kahve, kendisine de bir bira almak için gittiğinde onu beklerken düşündüm. “Seviyor muyum?” diye sordum kendi kendime. Belki o an için hayır ama heyecanlanıyordum onu düşündüğümde… Onunla zaman geçirmek, herkesten gizli saklı bir şeyler yaşıyor ve yapıyor olmak, çocuksu ama bir o kadarda korumacı tavrı beni etkiliyordu. Sahipleniyor ve seviyordu beni...

   Akşam bir büfede bir şeyler atıştırdıktan sonra onun yanından ayrılıp eve geri döndüm. Ertesi gün, iş başvurusu için bir yere gidecekti. O zaman hangi firma olduğunu söylemişti gerçi ama şimdi aklımda bile kalmadı. Akşamüstü saatlerinde telefonla konuştuk. Yorgun olduğunu o yüzden bugün görüşemeyeceğimizi söyledi. Benim için sorun değildi. Fakat akşam 10 gibi beni tekrar aradı. Soluk soluğa ve sinirli bir sesle, “Beni seviyor musun?” diye sordu. “Yani, evet. Ne oldu ki?” dedim. “Kem küm etme, söyle. Seviyor musun? Sevmiyor musun?” dedi. “Seviyorum da, bana ne olduğunu söyler misin” diye sordum. Yanındaki birine, “Duydun mu ha? Duydun mu? Benim sevgilim var artık anla…” diye bağırdı. Başka birilerinin, “Dur, yapma!” diye bağırışları, tokat sesi olduğunu tahmin ettiğim bir ses, kavga sesleri derken telefon kapandı. 1-2 dakika öylece durdum. Sonra Taram’ı aradım. “Bir şeyler oluyor. ‘Uzun’ yanında mı?” diye sordum. “Evet, durumlar karışık. Ben seni sonra arayacağım.” dedi ve kapattı. İçim içimi yiyordu. ‘Uzun’u birkaç kere aradım. Başlarda açmadığı telefonu, sonraki aramalarımda hep meşgule attı. İyice huzursuzlanmıştım. Taram aradı, “Buraya gelebilir misin?” diye sordu. Arkadan ‘Uzun’un, “Gelsin. Söyle gelsin. Beni bir tek o sakinleştirebilir” dediğini duydum. “Vallaha ben bu saatte çıkamam. Ona da söyle, n’apıyorsa bıraksın. Evine gitsin” dedim. Saat 11’i geçiyordu. Taram, “Ben seni sonra arayacağım” dedi ve kapattı.

   Bir süre sonra dediği gibi Taram aradı. Telefonu açmamla anlatmaya başladı. “Senden önce, ‘Uzun’un Ebru adında görüştüğü biri vardı. İlişkinizi öğrenmiş. ‘Uzun’un evini basmış. ‘Uzun’ kapıyı açmayınca inmiş aşağı, apartmanın önünde yaygaraya başlamış. ‘Uzun’da aşağı inip önce susturmaya çalışmış. Bakmış olacak gibi değil, pataklamaya başlamış. Benim de sonradan haberim oldu. Ben apartmanlarına geldiğimde, Ebru'yu tokatlıyordu hala. Bir yandan da -onu çağır, onu istiyorum, beni bir tek Anı sakinleştirebilir- diye bağırıyordu” dedi. Şoka girmiştim. Gerçi itiraf etmem gerekirse, bu zor anında yanında bir tek beni istiyor oluşu ruhumu okşamıyor değildi. Ama gene de kaba kuvvet ile sorununu çözüme ulaştırmaya çalışması tedirgin etmişti. “Şimdi ne yapıyor?” diye sordum. “Karakoldayız. İfade veriyor. Ebru’nun kaşı gözü patlamış durumda. Tanınmayacak bir halde, yara bere içinde” dedi. “Gerçekten de ne olduğunu anlamıyorum. Beni bilgilendir mutlaka” dedim ve telefonu kapadım.
   
   Yaklaşık bir saat sonra, ‘Uzun’ beni aradı. Gece saat ikiydi… Telefonu açar açmaz. “Gelecektin Anı. Yanımda olmalıydın. Bir tek seni istedim o an. Bir sen anlardın beni güzellik. Ama yoktun” dedi. “Gelsem de bir şey değişmezdi. Sinir haliyle, beni gözün görmez. Hatta bana bile saldırabilirdin” dedim. “Asla. Ben güzelliğime asla zarar vermem. Beni sakın, hiç bir zaman bırakma. Hep yanımda ol. Seni seviyorum” dedi. “Biliyorum. Ama şimdi sakinleşip uyumalısın” dedim. “Peki. Sen ne dersen onu yapacağım. Yeter ki beni terk etme. İyi geceler güzellik” dedi ve kapadı telefonu. Ne iyi gecesi be... Beter etmişti gecemi… Uyku muyku kalmamıştı bende.

   Sabaha kadar düşündüm durdum. Beni ilgiye boğan, bana olan sevgisini her yerde haykıran bu adamın kollarına mı bırakmalıydım kendimi; yoksa benden önce ilişki yaşadığı kadına bir gecede yaşattıklarını gözümün önüne getirip, kim bilir ilişki süresince neler yaşatmıştır korkusuyla topuklamalıydım...

1 yorum: