Yeni bir yılın ilk
gününe, yepyeni duygularla açmıştım gözlerimi… Açtım açmasına ama başımın
altındaki de neydi! Çizmem… Ters bir şekilde yattığım yatakta yastık bellemiştim
tekini. Diğeri ise hala ayağımda, başımın olması gereken yastığın keyfini
sürüyordu. Doğruldum yatakta. Artık nasıl bir kafa yaşadıysam bırak üstümü
çıkarmayı eve nasıl geldiğimi bile hatırlamıyordum.
Acaba ondan mesaj var mı diye bir süre telefonumu aradım odamın içinde. Sonunda buldum ama hüsran. Ne bir arama ne de bir mesaj…
Hatırladığım kadarıyla tüm günü ailemle geçirmiştim. Akşam saatlerinde mesaj almıştım. Mesajda, “Sesini duymak için arayabilir miyim?” yazıyordu. Tabi ben o an mesajı okuyunca, “Ay ne kadar kibar” diye eridim. Daha cevap olarak mesaj atmamı beklemeden aramasıyla, o düşüncem silindi ve yerini “bu da aygır” düşüncesi aldı. Biraz sohbetin ardından, “Yarın uygun olursan bir kahve içebilir miyiz?” diye sordu. “Zevkle” dedim. “Tamam o zaman yarın sabahtan tekrar ararım, saati konuşuruz canım. İyi geceler” dedi ve kapadı. Artık randevu defterimdeki bütün planlar iptaldi. Yeni sevgili adayımla buluşacaktım. O gece bir heyecanla yattım. Bir süre her ne kadar uyku tutmasa da, yatağın içinde bir o yana bir bu yana dön debelen derken bitkin düşüp uyuyakalmıştım.
Sabah saatlerinde hazırlanmaya başladım. Derken malum şahıstan telefon geldi. Akşamüstü dört gibi buluşmaya karar verdik. Zaman geçtikçe heyecanım artıyordu. Sanki ilk flörtüm, n’oluyorsa… Evden çıktığımda tüm heyecanım geçmişti. Bağdat Caddesindeki, Schlotsky’s isimli mekanda buluşacaktık. Biraz erken çıktığım için ilk ben gelmiştim. Gerçi o da çok geçmeden geldi.
Tokalaşmak için elimi uzattım. Fakat o belimden sarılıp beni kendine çekti ve yanağımdan öptü. Çok az sohbet ettik. Genellikle zamanımızı hayran hayran birbirimizi izlemekle geçirdik. Benden daha yoğun duygular taşıdığı; konuşmasından, her hareketimi takip etmesinden ve bakışlarından bile belliydi. Ben ise ona göre biraz daha doğal ve rahattım. Nitekim geçmişimizden bahsetmeye başladık, yaşantımızdan... Konu geçmiş ilişkilere geldiğinde, “Duymak istemiyorum. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Beni de ilgilendirmez. Seninle yepyeni bir sayfadayım. Sende öyle ol” dedi. “İyi” dedim. Benim için hava hoştu. Geçmişteki çılgınlıklarım ve ergenliğin verdiği ateşin hareketliliğinden bahsetmektense sessiz kalırım dedim kendimce. Hem anlatıp ne diye gözünü korkutacaktım adamın… Sohbetimizin bir sonraki konusu iş ve okul geçmişimizle alakalı oldu. Sıkılmıştım. Randevudan çok, iş mülakatına gelmiş gibi hissettim. Telefonunun çalmasıyla sohbetimiz bölündü. Masadan kalkıp görüşmesini tamamladıktan sonra yanıma geldiğinde, “Taram işten çıkmış, yanımıza geliyor” dedi.
Bir süre afalladım.
Daha ilk buluşmamız ve bir baş başa bırak di mi kaşar kılıklı… “Sorun olmaz
değil mi?” diye sordu gözlerimin içine bakarak. Olmaz olur mu... Benim için
neredeyse ayrılma sebebiydi. “Ne sorun olacak, arkadaşın sonuçta” dedim.
“İkimizin arkadaşı” dedi. Neyse dedim... Nasıl olsa işten çıktı, yorgundur,
biraz oturur kalkar gider diye düşündüm. Düşündüğümle kaldım... Geldi ve
yıllandı kaşar...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder